İncili: 20 senelik ticari hayatımı bırakarak hayallerimim peşinden koştum
Depremde harikalar yaratan bir idealist sivil toplumcu. Günlerce zelzele bölgesinde kalan, ardımlar dağıtan, yıkıntı kaldıran bir vakıf bu günkü konuğum. Emrah İncili ve Gökyüzü Sanatsal İyilik Vakfını takdim ediyorum
Veli Sarıtoprak: Emrah İncili kimdir?
Emrah İncili: Üniversiteye kadar Konya’da okumuş ve yaşamış, daha sonra ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nü kazanmasıyla Ankara’ya yerleşmiş, 40 yaşında realist bir hayalperesttir. Aynı zamanda 8 yaşında bir kızın babası, Gökyüzü Sanatsal İyilik Vakfının kurucusuyum. Yaklaşık 20 sene süreyle de Canlar Boru Firmasının iki ortağından biri olarak yöneticilik yaptım, oradan da ticari yaşamdan kurtularak hayallerimin peşine düşmeye başladım ve hâlen de devam ediyorum.
Veli Sarıtoprak: Gökyüzü Sanatsal İyilik Vakfı projesi iyi mi ortaya çıktı ve neler yapıyor?
Emrah İncili: Aslında vakıf olarak değil ama gökyüzü, bir duygu olarak bir kavram olarak çocukluğumdan, gençliğimden itibaren yaşamaya başlamıştı. Hayatı anlamlı kılmak için ne yapmam gerektiği sorusu kafamı kurcalıyordu daha gençlik yıllarımdan itibaren. Dünyayı değiştiren insanlara, şairlere, komutanlara, kaşiflere, bilim insanlarına baktım ve bütün bu insanoğlu hayata bir iz bırakıp gidiyorlar. Hayallerin peşinde, ideallerin ardında koştukları sürece harbiden tatminkâr bir hayat yaşıyorlar. Acı ya da tatlı, sevinçli ya da üzgün değil mesele. Mesele, tatmin olduğun bir yaşamı yaşamak. Bir taraftan ölüm fikrinin, o hani ‘Bu hayatta bir şey yapmalıyım, bu tarihi iyi değerlendirmeliyim, faniyim, çekip gideceğim, bu yaşamı en reel hâliyle, en anlamlı hâliyle iyi mi yaşarım?’ diye aslında düşünürken, bugünkü gökyüzünün tohumlarını atmaya başlamışım bile o dönemde. Bu 15 yaşında bir duyguydu, 25 yaşında ben ticari yaşamının içerisine girdiğimde, okul okurken daha ODTÜ’de iken ticaretin içerisine girmiştik, bu yavaş yavaş projelenmeye başladı yapabilirim diye düşündüm. 25 yaşında yani ticaretin kendisi bir hayat şekli olamaz. Hayatın amacı para kazanmak, bu iş dünyasında büyük kariyerlere ulaşmak, kariyer sahibi olmak harbiden bir gaye olması imkansız ama tecim ya da para yaşamını idam ettirmeye yarayan konfor alanını sana elde eden ancak bir araç. Hayatın özüne dair bizlere bir sır fısıldamıyor kulağımıza. Asıl yaşamın amacını, kendi amacını keşfetmek için insanoğlunun kafa patlatması icap ettiğini düşünüyorum. Ben de 25 yaşımda 15 yaşımdaki o duyguya sadık kaldım. 25 yaşımdayken aslında insanların kültür üstünden bilinçlendirilmesi ve böylece sosyal bilincin de yükselmesine katkı sağlayarak daha gün ışığı Türkiye idealine katkı sağlanması icap ettiğini ve bunu da bir sanat akademisi kurarak kabiliyetli çocukları, sanatçıları, sanatın her kolundan evlatları alıp yetiştirip aynı Avrupa’nın rönesans ve düzeltim dönemindeki gibi, 1700’lü yıllarda sanatçıların, bilim insanlarının Batı modernizasyonuna sağlamış olduğu katkı gibi bu çocuklara meydana getirilen yatırımlarla ülkenin gelişmesine katkı sağlarım diye düşündüm.
25 yaşımdaki o ‘sanat akademisi’ fikri, 35 yaşıma geldiğimde o proje vücut bulmaya başladı. Ben finansal altyapımla, zamanımla, hayatımla, her şeyimle artık o planladığım hayalleri somutlaştıracağım yıllara geldiğimde bu ‘sanat akademisi’ fikri vücut buldu ve ‘Sanatsal İyilik Vakfı’ diye geçiyor zaten. Gökyüzü Sanatsal İyilik Vakfında; ana düşüncelerden kopmadan, sanatı ana vasıta yapmak kaydı ile aslolan amacımız iyilik yapmaktı. Vakfı kurarkenki amacımız, birazcık evvel bahsettiğim gibi sanatsal, kültürel, sosyal malumat ile düzgüsel vatandaşın arasındaki bariyerleri, bilhassa ücret bariyerini kaldırmaktı. Bu vakfı kurarken sanat akademisi fikri 25 yaşımda daha duygusal bir fikirdi, 35 yaşımda ancak evlatları yetiştireceğimiz, sanatçı yetiştireceğimiz bir akademiden ziyade; daha genel büyük kitlelere bilgiye yayabileceğimiz, büyük kitlelere farkındalıklar yaratabileceğimiz metotları ve araçları aradığımda bir vakıf üstünden bunun yapılabileceği kanaati bende oluştu ve bu vesileyle kurduk vakfımızı. Burada neredeyse 4 sene oldu vakıf kurulalı ve bu 4 yıllık süreçte biz aşağı yukarı 30 bin insana, çocuğa, gence, kadına, adama her insana hizmet veren bir vakıf hâline geldik.
Vakfımız ancak Ankara’ya hizmet eden bir vakıftır ama bir öteki yönümüzle de ülkemizdeki her tabii afete yardımda bulunmaktayız. Tam olarak 64 benlik afet birimimiz bulunmakta ve bu birimle sürekli olarak lüzumlu bütün birimlerle koordineli şekilde eğitim almakta ve oluşabilecek her durumda ekibimiz ve kendi araçlarımızla yardımlara koşmaktayız. Örnek olarak geçen sene olan yangın ve sel felaketlerinde bölgeye en süratli şekilde intikali sağlayıp hem insan gücümüzle hem de yardım paketlerimizle afetzedelerin yanısıra olduk ve olmaya da devam edeceğiz.
Bağışçılarımızın evlerindeki kullanmadıkları ve kullanıma hazır olan ev eşyalarını kendi araçlarımızla teslim alıyoruz, depolarımıza koyuyoruz ve devamında gereksinim duyan ailelere bu tarz şeyleri dağıtarak eksiklerini tamamlamaya çaba gösteriyoruz. Kurban bağışlarının yanı sıra gelen yardımlarla aldığımız besinleri mahalli yönetimlerden aldığımız bilgiler doğrultusunda doğru kişilere ulaştırmaya çalışıyoruz.
Aynı zamanda sokak canlarına her ay 2 ton mama yardımı yaparak onlara da desteklerimizi esirgemiyoruz. Bizlere başvuran dernek ya da bireysel gönüllülere dönüşümlü olarak bu yardımlarımızı sürdürmeye de devam edeceğiz.
Toplamda 500 gönüllümüzle ve 8 maaşlı çalışanımızla bu projelerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.
Veli Sarıtoprak: Okurlarımıza ulaştırmak istediğiniz bir mesajınız var mıdır?
Emrah İncili: Özellikle şunu belirtmek istiyorum ki, ben bu yaşamdan ayrıldığımda kasamda para ile ayrılmamışsam demek ki dolu dolu yaşamışım demektir.
Ben 20 yıllık ticari hayatımı bırakarak hayallerimim peşinden koşmaya başladım ve yaptıklarımdan kaynaklı da oldukça mutluyum.
Para ve mevkii bir yere kadar insanları tatmin eden ve ancak konfor alanlarını daha değişik kılan unsurlardan öteki bir şey değildir, bu yazıyı okuyan her insana tavsiyem şudur ki; yaşlandıklarında bile hâlen iş yerindeki makam koltuklarında oturarak vakit geçiren, daha oldukça para, ev, eşya alayım diye çabalayan bir hayat sürmek yerine dolu dolu yaşamayı seçen bir hayat sürmeleri. Hepimiz faniyiz ve yaşamı dolu dolu yaşamak hepimizin hakkı.
Veli Sarıtoprak: TÜSİAV ile tanışmanız iyi mi oldu?
ANSEDER Başkanı Öztuna Norman tarafınca ASTOP’un her sene düzenlemiş olduğu 5 Aralık tarihli Dünya Gönüllü STK’lar Günü’nde ‘Üstün Hizmet ve Başarı Beratı’na layık görüldük ve oldukça onurlandık, Devamında ise gerek TÜSİAV gerekse ANSEDER ile ortak projeler üretmek ve birbirimize yardımcı olabilmek amacıyla TÜSİAV üyesi olduk, TÜSİAV Başkanı’mız Veli Sarıtoprak ile Gökyüzü Sanatsal İyilik Vakfı olarak çoğu projede vazife almayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.